Arşivler

Osmanlı Deniz İmparatorluğu-Denizlerde Gelişmeler

Osmanlı Deniz İmparatorluğu-Denizlerde Gelişmeler

denizlerde-gelismeler

Osmanlı Deniz İmparatorluğu-Denizlerde Gelişmeler dosyasını İNDİRMEK İÇİN TIKLAYINIZ.

Osmanlı Devleti’nde Toprak Yönetimi

 

 

A) MİRİ TOPRAKLAR: Fetih yoluyla devlet mülkiyetine geçen  arazilerdir. Fethedilen topraklar Nişancı  tarafından miri olarak tapu  defterlerine kaydedilirdi.Bu topraklar devlete ait olduğu için   devredilemez satılamaz ve
bağışlanamazdı.

MIRI TOPRAKLARIN BAŞLICALARI ŞUNLARDIR:

1. DİRLİK ARAZİ:  Bu topraklar hizmet karşılığı olarak çeşitli dereceden devlet memurlarına maaş karşılığı  olarak verilirdi. Dirlik arazi gelirin büyüklüğüne göre üçe ayrılırdı.

 A) HAS:     Yıllık geliri 100.000 akçe ve üzeri topraklardır. Hanedan mensuplarına, Divan yelerine,  Beylerbeyine ve Şehzadelere verilirdi.

 B) ZEAMET: Yıllık geliri 20.000 ila 100.000 akçe arasındaki topraklardır. Kadı ve Subaşı gibi orta  dereceli memurlara verilirdi. Okumaya devam et

Zaman İçinde Bilim Türk İslam Bilim Adamları

 

 

FARABİ
Ortaçağ’da yaşamış büyük İslam filozoflarından biridir. Aristonun felsefesini İslami açıdan yorumlayarak İslam düşüncesiyle bağdaştırmaya çalışmıştır. İslam felsefe geleneğinde Aristo «ilk öğretmen», onun yetkin yorumcusu Farabi ise, «ikinci öğretmen» olarak nitelenir.

GAZALİ
Farabi ve İbni Sina’nın karşısına, İslâm felsefesinin üçüncü önemli kişiliği olan Gazali bir eleştirmen olarak çıkar. Kimyaı Saadet, Ihyau Ulumuddin adlı eserleri tanınmıştır.

İBN RÜŞD
İbn Rüşd, felsefe-din arasında bir uyuşmazlık değil, tersine bir bütünlük olduğunu, bu ikisinin bir tek gerçeğin iki ayrı anlatım biçimi sayılması gerektiğini ortaya koymasıyla tanındı. 

İBNİ SİNA

Eserleri Latince’ye ve Almanca’ya çevrilmiş, tıp, kimya ve felsefe alanında Avrupa’yı aydınlatmıştır. Onu Latinler “Avicenna” adıyla anarlar. İbn-i Sina’nın El Kanûn fi’t-tıb adlı eseri uzun yıllar ders kitabı olarak okutulmuştur. Okumaya devam et

Söz Uçar, Yazı Kalır

 

 

Tarih, insanın yazıyı bulmasıyla başladı. Yazıyı bulan ilk uygarlık  Sümerlerdir. Kil tablet üzerine yazdıkları harflerin biçimi çiviye benzediği için bu yazıya “Çivi Yazısı” denmiştir.

Yazının ilk olarak Sümer rahipleri tarafından kullanıldığı bilinmektedir. Sümer rahipleri yazıyı, tapınak ve depolarda bulunan malları ve bunları tapınaklara veren kişileri kaydetmek amacı ile kullanmışlardır.

Sümer yazısının ilk yaygın örneklerinde; zirai ürünleri temsil eden tahıl, koyun, dana, balık, dağ, çocuk vb. yazılar onlara benzeyen şekillerle ifade edilmiştir.

  • Sümerler konuşma dilini yazı diline çevirerek düşünceyi ve tarihi gelecek kuşaklara aktarmanın yolunu bulmuşlardır.
  • Yazının icadı, insanların belli merkezlerde toplanarak ilk şehir devletleri ve krallıklar kurmaya başlamalarıyla birlikte gerçekleşmiştir. ( Bu durum yazının toplum yaşamının bir gereği olduğunu gösterir. )

Eski Mısırlıların kullandığı resimli yazıya “Hiyeroglif” denir. Bu yazıda harfler resimlerle ifade edilir, duvara ve anıtlara yazılırdı. Okumaya devam et

İkta ve Tımar Sistemi

 

 

İKTA SİSTEMİ
Osmanlı Devleti’nin; devlet görevindeki hizmetlerine karşılık olmak üzere bir kısım asker ve memurlara, belirlenmiş bölgelerde, kendi adlarına vergileri toplama yetkisiyle birlikte verdiği topraktır. İkta ve dirlik olarak da adlandırılır. Bu sistemde arazi, tımar verilen kimsenin mülkü değildir. Tımar sahibi halkın devlete ödemesi gereken vergileri devletin izni ile toplardı.
Kişiye verilen toprakların vergisi, ikta sahibi tarafından toplanırdı. Bu vergilere karşılık devlete asker beslemek, o bölgenin güvenliğini sağlamak zorundaydı.
Osmanlı Devleti’nde tımar sahibi, belirlenen hizmetleri yaptığı sürece, devlete ait çeşitli vergileri kendi adına toplama hakkından faydalanabiliyordu. Bu hak, görülen vazifeye bağlı bir maaş olup, tımarın satılması, vakfedilmesi veya miras olarak varislerine bırakılması mümkün değildi.
Tımar Sisteminin Faydaları
1- Devletin maaş yükü azalmıştır
2- Devlet, üretimi denetim altına alarak sürekliliğini sağlamıştır
3- İkta verilen bölgelerin güvenliği sağlanmıştır. Böylece devlet otoritesi korunmuştur.
4- Göçebe yaşayan Türkmenler, yerleşik hayata geçmiştir.
5- Vergiler düzenli bir şekilde toplanmıştır.
6-Eyalet askerlerini bu sistem sayesinde yetiştirmiş,
7- Ülkenin bayındır hâle gelmesini ve araziden daha iyi faydalanılmasını sağlamış

Okumaya devam et

Tımar Sisteminin Bozulması

 

 

Kanunî Sultan Süleyman devrinde en iyi dönemini yaşayan tımar sistemi, Kanuni’den sonra bozulmaya başladı. 16. yüzyıl sonlarında, uzun sü­ren savaşların sebep olduğu ağır masrafların kar­şılanabilmesi için iltizam usulüyle peşin para karşı­lığı tımarların satılması bozulmayı hızlandırdı.

İltizam: Özel yönetimi olan eyaletlerin vergi gelirlerinin açık artırma yolu ile toplanmasına denir. Vergiyi toplayana mültezim denir. Bu yolla devletin nakit sıkıntısı giderilmeye çalışılmıştır.
Savaşların ve Anadolu’da çıkan Celali is­yanlarının meydana getirdiği sorunlar tımarlı si­pahilerin fakirleşmesine sebep oldu. Tımarlı sipa­hi sayısında önemli ölçüde düşmeler meydana geldi.

 

 

Ahilik-Ahi Teşkilatı

 

AHİLİK          

Anadolu’da 13. yüzyılda kurulmuş esnaf ve sanatkârlar birliğine “AHİLİK” denir. Şehirlerde oturan esnafın aralarında birleşerek kurdukları dini ve ekonomik özellikte bir teşkilattır. “ahi” kelimesi “kardeş” anlamına gelir. Ahiler, esnaf, tüccar ve diğer sahalardaki meslek grupları örgütlenmelerini sağlamış, böylece yerleşim merkezlerinde sosyal ve ekonomik düzenin kurulması yanında kültürün de gelişmesini sağlamıştır.

Ahilik teşkilatının kurucusu, Ahi Evran’dır. Aslı adı Şeyh Mahmut Nasuriddin’dir.

Ahi Teşkilatının Görevleri                                           

  • Üye sayısını, malların kalitesini ve fiyatları belirlemek
  • Arz-talep dengesine dikkat etmek
  • Müşterilerin haklarını korumak
  • Üretimi ihtiyaca göre belirlemek
  • Mesleğe yeni eleman kazandırmak, yani yetiştirmek
  • Sanatkârlara sanat ahlakını yerleştirmek
  • Esnaf ile hükümetin ilişkilerini düzenlemek
  • Üyelerin zararlarını karşılamak ve kredi vermek
  • Çalışamayacak durumdaki üyelerini korumak, esnaflar arasında haksız rekabeti önlemek
  • Şehirlerde güvenliği sağlamak

Okumaya devam et

Osmanlı’da Eğitim Kurumları

 

 

OSMANLI’DA EĞİTİM KURUMLARI                                                      

Sıbyan Mektebi: Şimdiki İlköğretim kurumlarıdır. Hemen her mahallede bulunurdu. Okuma-yazma öğretilen okullardır. Günümüzdeki ilkokul seviyesinde eğitim verirdi.

Medrese: Medreseler orta ve yükseköğretim kurumlarıydı. Padişahlar, vezirler ve varlıklı kimseler tarafından yaptırılırdı. İstanbul’un en büyük medreseleri Fatih ve Kanuni dönemlerinde yaptırıldı. Fatih Sultan Mehmet tarafından kurulan Sahn-ı Seman Medresesi ve Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılan Sahn-ı Süleymaniye Medresesi dönemin ünlü medreseleriydi. Bu medreseler zamanın üniversiteleri niteliğindeydi. Medreselerde İslami bilimler (Kur’an, kelam, hadis, tefsir, fıkıh) ve pozitif bilimler (matematik, astronomi, tıp, tarih, coğrafya vb.) dersler okutulurdu. Medreselerden mezun olanlar kadı, kazasker, müftü, müderris vb. olurlardı. Medreselerde ders veren öğretmenlere “müderris” denirdi. Okumaya devam et